« Önceki |

27.5.2007

Dinozorların Yüzme Bildiği Kanıtlandı

İspanya’nın La Virgen del Campo bölgesinde bulunan 125 milyon yıllık fosilleşmiş pençe izleri, etobur dinozorların arka ayaklarını hareket ettirerek güçlü akıntılara karşı yüzebildiğini gösterdi.

Journal Geology dergisinin Haziran sayısında yer alan makaleye göre, 125 milyon yıl yaşındaki bu kanıtlar uçmayan dinozorların yüzebildiğiyle ilgili en güçlü kanıtı oluşturuyor.Paleontolog Ruben Ezquerra ve ekibi tarafından yapılan araştırmada yaklaşık 16 metre uzunluğundaki bir patikada “S” şeklinde 12 tane pençe izi bulundu. Bu bölge karada yaşayan dinozor fosillerinin yoğunlukla bulunduğu bir alan olarak da biliniyor.

Pençe izlerinin şekli ve aralarındaki mesafenin ölçülmesi, dinozorun 2-3 metre derinlikte yüzerken zemini iterek güç aldığını ve kendini öne iteleyebildiğini gösteriyor. Biliminsanları bu yüzme şeklinin bugünkü su kuşlarınınkine benzediğini söylüyor. Uzun zamandır dinozorların yüzme kabiliyetine sahip olup olmadığını araştıran biliminsanları, iki sene önce ABD’nin Wyoming eyaleti sınırları içerisine bulunan eski bir denizde, iki ayaklı bir dinozorun yüzebildiğine dair izler keşfetmişti.

Biomekanik modelleme ve dinozor fizyolojisini daha iyi kavramak için önemli olan buluşun, bilim dünyasında yeni araştırma alanları yaratması bekleniyor.

 

KAYNAK:BİLİM.ORG

22.5.2007

Darwin'in Mektupları İnternete Taşındı

Evrim teorisinin babası Charles Darwin’in hayatı boyunca yazdığı 9 bin mektup, Cambridge Üniversitesi’nin katkısıyla internet ortamına taşındı.

“Darwin Mektupları” adlı projede, ünlü bilimadamının 12 yaşından ölümüne kadar yazdığı mektuplar yer alıyor. Darwin’in tüm hayatı boyunca 14 bini aşkın mektup yazdığı düşünülüyor.

Dünyadaki en büyük arşiv ise Cambridge Üniversitesi’nde. Arşivi internetten kullanıma açan üniversite, bu şekilde meraklılarına Darwin’i daha yakından tanıma imkanı sağlamayı amaçlıyor. Sitede, kısa vadede 5 bin mektuba tam erişim sağlanacak.

KAYNAK:NTVMSNBC

 

28.4.2007

Uykusuzluk Hafızayı Yavaşlatıyor

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Seung-Schik Yoo’nun araştırmasına göre uykusuz kalmak beynin öğrenme yetilerine ciddi şekilde zarar veriyor.

 

Araştırmaya göre, yeni bilgi öğrenmeden önce yeterince uykusunu almayan kişiler, bir önceki gece daha iyi dinlenmiş kişilere kıyasla yüzde 10 daha az hatırlıyor. Uzmanlar, çalışma saatlerinin yoğunlaşması sebebiye insanların artık uykuya daha az vakit ayırabildiği gerçeğini göz önünde bulundurduklarında, bu kanıtın ‘üzücü’ olduğunu söylüyor.

Yoo ve ekibi yaptıkları deneyde 14 kişiye bir gece boyunca uyumamalarını, ve laboratuarda kalarak ya e-posta kontrol etmelerini, ya da kağıt oyunları oynamalarını söyledi. Katılımcılara deneyin başladığı andan 24 saat sonra uyumaya gönderilmeden önce 150 fotoğraf gösterildi, ve beyinleri tarandı.

İki gece yeterli uyuduktan sonra kağıt imzalayacaklarını sanan katılımcılar laboratuara tekrar çağrıldı. Fakat araştırmacılar, katılımcılara ufak bir sınav verip gördükleri 150 resmi hatırlamalarını istedi.

Uykusuz grup resimlerin sadece yüzde 74’ünü doğru hatırlarken, uykusunu alan kontrol grubu resimlerin yüzde 86’sını doğru hatırladı.

HİPPOCAMPUS’ ZARAR GÖRÜYOR
Uykusuz kalacak gruba resimlerin ilk gösterildiği anda fMRI metoduyla yapılan beyin taraması, uykusuzluğun beynin ‘hippocampus’ denilen hafıza bölgesinde yavaşlamaya sebep olduğunu gösterdi. Yoo ‘araştırmanın kanıtladığı üzere hafızayı güçlendirmek için iyi dinlenmek şart’ dedi.

Fareler üzerinde yapılan deneyler de uykusuzluğun beyinde strese sebep olan hormonların yükselmesine neden olduğunu gösterdi. Bu hormonların yükselmesi de dolaylı olarak hippocampus aktivitelerini azaltıyor. Harvard’lı araştırmacılar bu modelin insanlarda da benzer şekilde işlediğini düşünüyor. Daha önce uyku ve öğrenmeyle ilgili çalışmalar yapılmış olsa da, uykusuzluğun beyin aktiviteleriyle ilgili doğrudan ilişkisini değerlendiren araştırmayı ilk defa kendisinin gerçekleştirdiğini söyledi.

Yoo ’ insanlar için kaç saatlik bir uykunun yeterli olduğunu henüz bilmenin imkanı yok’ dedi.

 

KAYNAK:NTVMSNBC

 

12.4.2007

Küresel Isınmanın Sonuçları

 

Küresel ısınma ölüm oranlarını artıracak ve bundan en çok yoksullar zarar görecek. Uzmanlara göre, sıtma, deng humması, ishal, polen alerjisi gibi hastalıklar hızla artacak.

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, Brüksel’de toplanıyor. 124 ülkeden delegelerle bilimadamlarının katılacağı toplantıların sonunda Cuma günü küresel ısınmayla ilgili bu yılki ikinci rapor yayımlanacak.

Dünyanın dört bir yanından 2 bin 500 bilimadamının 6 yıllık bir çalışma sonucu hazırladıkları rapora, 285 delegeyle 50’den fazla bilimadamı Brüksel’de 5 gün sürecek toplantılarda nihai şeklini verecek. Uzmanlar, Avrupa’da 2003 yazındaki aşırı sıcakların 16 ülkede 70 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını da hatırlatıyor. Şubat ayındaki raporda 2100’e kadar dünyanın ortalama 1,8 ila 4 derece ısınacağını söyleyen Hükümetler arası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu, sıtma ve deng humması gibi tropikal hastalıkların yayılacağını, ishal, kötü beslenme, polen alerjisi, sıcak dalgaları, fırtınalar, kuraklık ve sellerin bedelini insanların ödeyeceğine dikkati çekiyor.

ETKİLER HERKES İÇİN AYNI OLMAYACAK
İklim uzmanları, küresel ısınmanın etkilerinin herkes için aynı olmayacağı uyarısında da bulunuyor. Örneğin en çok etkilenecek bölgelerin başında kuzey kutup dairesi yani Arktik geliyor çünkü iklim değişikliği özellikle bu bölgeyi vuracak. İklim değişikliğinden fazla etkilenecek olan bir başka bölgeyse Afrika. Uzmanlar, kıtada sağlık sorunları, salgın hastalıklar, su sıkıntısının yanı sıra kıyı bölgelerinde okyanus seviyesinin yükseleceğini ve buna bağlı sıkıntıları dile getiriyor.

YOKSULLAR DAHA ÇOK ETKİLENECEK
Yoksul ülkelerdeyse küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin daha belirgin olacağı belirtiliyor. Uzmanlar sıcaklığa, deng, kolera, sıtmaya bağlı ölümlerde artış görüleceğini ve mevsimin uzamasının da Afrika’da hastalıkların yayılmasına yol açacağını söylüyor.

BM’nin finanse ettiği Hükümetler arası Küresel Isınma Uzmanlar Grubunun raporunun belli başlı noktalarıysa şöyle:

İNSAN SORUMLULUĞU
İnsan faaliyetlerine bağlı sera etkisi yaratan gazlar, 20. yüzyılın ortalarından itibaren dünyanın sıcaklık ortalamasının artmasından sorumlu. Son 50 yıldır kaydedilen iklim değişikliğini sadece doğal nedenlerle açıklamak mümkün değil. Atmosferde sera etkisi yapan gazların yaşam süresi yüzünden, CO2’nin geçmişteki gelecekteki salımı küresel ısınmayı ve deniz seviyesinin yükselmesini bin yıldan fazla bir süre daha artırmayı sürdürecek.

SICAKLIKLAR ARTACAK
Yüzyılın sonunda sıcaklıkların 1980-1999’a nazaran 1,8 ila 4 derece artması bekleniyor. En önemli sıcaklık artışı kıtalarda beklenirken, Hint Okyanusunun güneyiyle Kuzey Atlantik’in bazı yerlerinde daha az etki görüleceği tahmin ediliyor. Son yıllarda küresel ısınma artışıysa son 100 yıla (1906-2005) nazaran 0,74 artmış durumda bulunuyor.

OKYANUSLAR VE BUZULLAR
Okyanusların seviyesinin yüzyılın sonunda (1980-1999’a nazaran) 0,18 ile 0,59 metre yükselmesi bekleniyor. 1961’den beri dünya okyanus ortalama ısısı 3 bin metre derinliğe kadar artmış durumda. Sanayileşme öncesi dönemin değerlerine oranla 1,9 ila 4,6 derecelik ortalama ısınmanınsa deniz seviyesinin 7 metre civarında yükselmesine ve Grönland’daki buzulların uzun vadede tamamen yok olmasına yol açabileceği tahmin ediliyor.

OLAĞAN DIŞI OLAYLAR DEVAM EDECEK
Aşırı sıcaklar, sıcak dalgaları ve şiddetli yağışlar sık görülmeye devam edecek. Gelecekte tropikal fırtınalar daha yoğun görülecek. Yağışlar daha şiddetli olacak, bununla birlikte bazı bölgelerde azalacak.

KAYNAK:BİLİM.ORG

 

6.4.2007

Atlantik'i Bekleyen Etkili Kasırga Dönemi

ABD’de, Atlas Okyanusu’nun 2007 kasırga döneminde, “çok aktif” 9 kasırga meydana geleceği ve en azından birinin ABD sahillerini vuracağı belirtildi.

 

Colorado Üniversitesinden William Gray, bu yıl isim verilecek düzeyde etkili olacak 17 fırtına meydana geleceğini, bunlardan kasırga haline dönüşecek 5’inin saatte 111 kilometre ya da daha süratli rüzgarlara sahip olacağını söyledi.

Atlas Okyanusu’nda geçen yıl etkili olan ve isim verilen 10 fırtına çıkmış, 2’si daha şiddetli olmak üzere 5’i kasırgaya dönüşmüştü. Ancak bu kasırgaların hiçbiri Amerikan sahillerini vurmamıştı. 2005’teyse, Atlantik’te 15’i kasırga, 28 fırtına meydana gelmiş, en kötüsü Katrina olmak üzere 4’ü ABD’de etkili olmuştu.

Atlas Okyanusu’nda kasırgalar, 1 Haziran ile 30 Kasım arasındaki dönemde ortaya çıkıyor.

 

KAYNAK:BİLİM.ORG

 

Blogcu ile yapıldı